Bloom Image

Beklentiler Üzerine

Hepimizin farklı hikâyeleri var bu hayatta. Yola çıkış amacımız, yolda tecrübe ettiklerimiz, yolda biriktirdiklerimiz, bizden gidenler, bizde kalanlar hep farklı. Hissettiklerimiz var yol boyunca ya da hissedemediklerimiz… Hissettiğimiz her şey yaşanmışlıklarımızla sınırlı. Ateşe elimizi uzatırsak, elimiz yanar mesela. Bunu ateşle bir deneyim yaşamadan öğrenemeyiz. Ateşten uzakta duran, sadece tahmin yürütebilir ateş hakkında. Gördüklerini ifade etmeye çalışır, ya da uzaktan duyumsadıklarını… “Turuncu” diyebilir ateş için, ya da yanına yaklaşınca biraz “sıcak” olduğunu söyleyebilir. Ateşe dokunmayan kimse, bilmez ateşin “yaktığını.” Ateşe ruhuyla dokunmayan kimse, bilmez ateşin “saflığını, şifasını.”

Hissettiklerimizden her seferinde emin oluyoruz olmasına da, ya hissedemediklerimiz? “Şu olsaydı nasıl olurdu?” , “Bu durum şöyle gelişseydi, sonucu nasıl değişirdi” diye merak ederiz. Deneyimlemeden, tecrübe etmeden, yaşama cesareti göstermeden sorular sorar dururuz kendimize. Beklentiye gireriz hep bir şekilde. Olan güzellikleri görmeyiz de, olmayanın merakıyla yorarız ruhumuzu. Bekleriz hep. Sorumluluk almadan hem de…

Hâlbuki olması gerektiği gibidir hayat, bizim sorumluluk almadan olmasını beklediğimiz gibi değil. Ben, rüzgârdan kendisini “uçurmasını” bekleyen bir kuş görmedim hiç. Kanadını rüzgâra doğru açan kuşlara, rüzgârın eşlik ettiğini gördüm hep gökyüzünü izlerken. Kendi farkına varıp, küçük bir yavruyken defalarca kez kanat açan, kanat çırpan kuşları gördüm. İlk denemelerinde düşse de, kalksa da vazgeçmeden uçmayı öğrenen kuşları… Ne rüzgâr beklentideydi, ne de kuş…

Beklenti içine girerek, olmayanı merak ederek çalmamalı zamandan. İçinden geleni en güzel haliyle, içinden geldiği gibi yaşamalı insan. Bir kuş kadar kararlı, rüzgâr kadar serin ve acele etmeden. Beklemeden hiç kimseyi, kendi önünden çekilerek sadece ve açarak kanatlarını rüzgâra doğru…

Şimdi bir düşün, en son ne zaman beklentiye girmeden kendine doğru bir adım attın? Kendini, olduğun gibi en son ne zaman kucakladın?

Huzur ve sevgiyle

Didem Nebioğlu Taşkaya